AKRABA İLİŞKİLERİNDE MAHREMİYET

Bu makale 370 kere okunmuş.12 Mayıs 2016, Perşembe - 14:35

Bir gün Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: “Sizleri mahremi bulunmayan kadınların yanlarına girmekten yasaklarım.” buyurdu. Bunun üzerine Ensar’dan bir sahabi: Ya Rasülallah! Kocanın babası ve oğlunun dışındaki erkek akrabaları ile ilgili ne dersiniz diye sorunca Peygamber Efendimiz:

“Onlarla baş başa kalmak (halvet) ölümdür” buyurdu. (Buhari) Hadis-i şeriften kadın erkek arasındaki mahremiyet ilişkilerinin mahiyetini özellikle kocanın erkek akrabası ile kadın arasındaki ilişkilerde çok hassas davranılması gerektiğini öğreniyoruz.

İnsanlarla olan ilişkilerimizde kadın-erkek mahremiyetine dikkat etmeye çalışıyoruz. Fakat çoğu zaman akraba ilişkilerinde mahremiyet sınırları ihlal edilebiliyor. Bu ihlalde bilgi eksikliği, kültürel anlayışlar, yaşantı tarzları ve dini kurallara uymada gösterilen gevşeklik gibi çeşitli nedenler etkili olabiliyor. Örneğin birlikte büyüdüğü ama aralarında belli bir mesafenin bulunması gereken akrabalara karşı kardeş muamelesi yapılabiliyor. Ya da “canım ne var bunda “Biz akrabayız” veya “Biz kardeş gibiyiz” gibi anlayış ve yaklaşımlar sergilenebiliyor. Bu konuda yapılan hatırlatma ve uyarılar karşısında kendini haklı çıkarıp karşı tarafı suçlama tutumları bile olabiliyor.

Mahremiyet sözlükte "haram olmak, haram kılmak ve haram kılınmış şey" anlamlarına gelen mahrem kelimesinden türeyen bir kavramdır. Mahrem ise, genel olarak Allah'ın haram kıldığı, yasakladığı şeylere, özelde ise, evlenilmesi ebedî olarak haram olan kişilere denir.(Dini Kavramlar Sözlüğü Diyanet Yay.)

Mahremiyetin ölçüsü kadın ile erkek arasında nikâhın geçerli olup olmamasıdır. Yani bir erkekle bir kadın akraba çevresinden de olsa birbirlerine nikah düşüyorsa ilişkilerinde mahrem (evlenmesi yasak olan akraba) olanlardan daha farklı hareket etmeleri gerekir.

Çeşitli vesilelerle aile fertleri birbirlerini ziyaret eder, bir araya gelirler geniş aile tabloları oluştururlar. Bu ziyaretler ve bu birliktelikler dinimizin de emir ve teşvik ettiği akrabalık ilişkilerinin bir gereğidir. Böyle aile fertlerinin bir araya geldiği ortamlarda dayılar, halalar, kuzenler, enişteler, gelinler, yeğenler, amcalar, teyzeler… bir aradaya gelirler. Yaşlıların gönülleri alınır, yüzleri güldürülür. Uzun süredir görüşmemenin verdiği özlemle akrabalar birbiriyle tokalaşır, kucaklaşır. Yapılan muhabbetler, hal hatır sormalar, şakalaşmalar aradaki mesafeleri azaltır. Klasik bir söylemle ‘mutlu ve geniş bir aile tablosu’ndaki bu samimi manzaranın oluşmasında yadırganacak bir taraf da yoktur. Ancak böyle ortamlarda bizi durup düşündüren bir mevzu var ki pek çoğumuzun gözünden kaçmaktadır:

Bu ortamlarda dinin koyduğu mahremiyet sınırları aşılarak farkında olmadan haramlara, günahlara girilebilmektedir. Burada sorulması gereken soru şudur:  “Burada kim kimin mahremi? Kim kime namahrem?”

Kuzenlerle birlikte büyümüşüzdür. Dayı-amca oğlu bize kardeşimiz gibidir. Hala kızıyla ablamız kadar yakınızdır. Teyzemize gösterdiğimiz yakınlığı eniştemize de gösteririz. Enişteler, baldızlar birbirleriyle kardeş gibi davranır. Bütün bunlar insanı mahremiyet sınırlarının dışına götüren yanlış algı ve yaklaşım biçimleridir. Bunun bir yansıması olarak akrabalarımızla olan samimi davranışlarımız mahremiyet sınırlarını çiğnememize yol açıyor. Pek çoğumuz maalesef bunun farkında da olmuyor. Farkında olsak da “Ne var canım bunda?” umursamazlığına kapılıp meselenin ciddiyetini gözden kaçırabiliyoruz.

Kendi ailemizde ya da çevremizde şahit olduğumuz erkeğin birlikte büyüdüğü kız kuzeniyle tokalaşması, ona kardeşiymiş gibi davranması, baldız, enişte ve yengelerle olan samimi davranışlar mahremiyet sınırlarının çiğnenmesine yol açıyor. Samimiyet anlayışımız bizleri yanlış tutumlara ve ilişkilere sevk edebiliyor; dini kuralların önüne geçebiliyor.  Hâlbuki mahremiyet sınırlarına riayet ederek de sevgi ve samimiyetimizi muhafaza edebiliriz.

 

Bahsi geçen mahzurların oluşmasında aile büyüklerinin rolü büyük. Zira ‘kardeş gibi’ olmakla kardeş olmak farklı şeyler ama büyükler “O senin kardeşin” diyerek mahremiyet çizgisini bilmeden ortadan kaldırabiliyor. Aynı tehlike evlatlıklar ve üvey kardeşler için de geçerli. Hâlbuki evlatlıkların öz evlat gibi olamayacağı Kur’an’da bildirilmiştir:

 “…Allah evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızla (söylediğiniz) bir sözden ibarettir. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.” (Ahzab 4)

Sonuç olarak dinimiz hayatın düzgün, insan onur ve şahsiyetine yaraşır bir şekilde yaşanması için kurallar koymuştur. Bu kurallara riayet etmek hem insanî hem de İslami sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk bilinci ile hareket etmeye çalışalım. Varsa hata ve yanlışlarımız düzeltelim.

Cumamız mübarek olsun…

13.05.2016 Cuma

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

2 + 10 = ?

 
haber yazılımı: buki