ORUCUN HİKMET VE FAYDALARI

18 Haziran 2015, Perşembe - 13:52

Feyiz, bereket, rahmet ve mağfiret iklimi olan bir Ramazan ayına daha ulaşmış bulunmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bu vesile ile bizi insan olarak yaratan, bize kendini tanıttıran, kullukta başarıya ulaşabilmemiz için nefsimizi terbiye etmek üzere oruç gibi bir ibadeti bizlere farz kılan Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ve sena ediyoruz.

Bu yazımızda Bediüzzaman hazretlerinin Ramazan ve orucun hikmet ve faydalarına dair değerlendirmelerini sizlerle paylaşacağım.

Ramazan-ı Şerifteki oruç, İslâmiyet’in beş esasından biridir.

 Orucun, hem Cenâb-ı Hakkın Rabb sıfatına,

 (Rabb Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve himayesi altında bulundurması demektir.)

hem  insanın ferdî ve sosyal hayatına,

hem  nefsin terbiyesine,

hem nimetlerin şükrüne bakan hikmetleri vardır.

 Orucun, Cenâb-ı Hakkın Rab sıfatına bakan çok hikmetlerinden biri şudur:

Cenâb-ı Hak, yeryüzünü bir nimet sofrası suretinde yaratmış ve bütün muhtelif nimetlerini hesapsız bir şekilde o sofrada toplamıştır. Nitekim bir ayet-i kerimede “Allah size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız” (İbrahim 14/34) buyurulmuştur. İşte bu, Rabbimizin üzerimizdeki sonsuz nimetlerinin, ihsan ve ikramlarının bir neticesidir. O, Rab sıfatıyla, bizim ihtiyaçlarımıza karşılık gelen nimetleri yaratıyor. Rahmân ve Rahîm sıfatlarıyla da bizleri rahmet ve himayesiyle kuşatıyor.

İnsanlar, gaflet perdesi altında ve sebepler dairesinde, o vaziyetin ifade ettiği hakikati tam göremiyor, bazen unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, mü’minler, Rablerinin emrine amade birden muntazam bir ordu hükmünü alıyorlar. Mü’minlerin, Rabbimizin ziyafetine davet edilmiş bir surette, akşama yakın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir kulluk tavrı göstermeleri, Rabbimize karşı, büyük ve muntazam bir kulluk gösterisidir; şükür mukabelesidir. Böyle bir davete icabet etmeyerek bu yüce kulluğa iştirak etmeyenler aslında insanlıklarından çok şey kaybediyorlar.

Orucun, Cenâb-ı Hakkın nimetlerinin şükrünü eda yönüyle, çok hikmetlerinden biri şudur:

 Bir padişahın veya bir patronun yemekhanesinde garsonun getirdiği yemekler bir fiyat ister. Garsona bahşiş verildiği halde, çok kıymetli olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu nimet olarak ikram edeni tanımamak nihayet derecede bir akılsızlıktır. Cenâb-ı Hak, sınırsız nimet türlerini insanlar için yeryüzünde yaymış, ona karşılık, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor. İşte O’na teşekkür etmek, o nimetleri doğrudan doğruya O’ndan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve büyük bir şükrün anahtarıdır. Çünkü sair vakitlerde mecburiyet altında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini idrak edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan insanlara, özellikle zengin olanlara, bir kıymet ifade etmiyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü’minin nazarında çok kıymetli bir nimet-i İlâhiyedir. En zengininden en fakirine kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla manevi bir şükre mazhar olur.

Öte yandan insan oruç günlerinde kendini nimetlerden engellemek suretiyle, “O nimetler benim mülküm değil. Ben bunları yemekte hür değilim. Demek başkasının malıdır ve nimetidir; Onun emrini bekliyorum” diye, nimeti nimet bilir, şükreder. 

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

6 + 9 = ?

 
haber yazılımı: buki