Gebzelilere ‘Bir Nefes Vatan’ dolu mektup!

25 Mart 2015, Çarşamba - 21:44

Bundan tam bir asır önce Çanakkale’de 7 düvele karşı destan yazarak, tüm dünyaya ‘Çanakkale Geçilmez’ dedirterek şehitlik mertebesine erişen ecdadın günümüz gençliğine seslendiği duygu yüklü mektup Gebze Belediyesi öncülüğünde önceki gün düzenlenen büyük Çanakkale yürüyüşünde Gebzelilere ulaştırıldı.

 

 

 

 

GENÇLER ULAŞTIRDI

Bundan tam bir asır önce Çanakkale’de 7 düvele karşı destan yazarak, tüm dünyaya ‘Çanakkale Geçilmez’ dedirterek şehitlik mertebesine erişen ecdadın günümüz gençliğine seslendiği duygu yüklü mektup Gebze Belediyesi öncülüğünde önceki gün düzenlenen büyük kent yürüyüşünde Gebzelilere ulaştırılmıştı. Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’in ev sahipliğinde kent meydanından başlayan yürüyüşte protokol ve gençler yazıla bu anlamlı mektubu kendi elleriyle Gebzelilerle buluşturdu.

ECDADIN GENÇLERE ÇAĞRISI

“Ey Genç! Biz, Sevr Mağarasında peygamberi saklayan güvercinler gibi uçtuk yuvalarımızdan. Biz, şehadetin ilk göz ağrısı, ümmetin son kalesi biz. Kanatlarımızdan annemiz öptü ve annemizin bağından salkım salkım döküldük tane tane şehit olacağımızı bile bile” diyerek başlayan satırların yer aldığı o mektup Çanakkale’de şehit olan ecdadın günümüz gençliğine şu çağrısıyla tamamlanıyor: “Biz, uykularımızı söğüdün dallarına asıp kırpmadığımız gözlerle, Vatanı bekleyen çocuklarsak sen nesin? Biz, düşmanın hain bileğini vatan aşkıyla büküp savaştık da, sen o zehirle savaşamayacak mısın?

VER TUTALIM ELİNDEN!

Biz bu kaleyi her gün delik deşik ettiğin kollarına mı emanet edeceğiz. Sen gençliğine kıyarken biz nasıl dirileceğiz. Ver tutalım ellerinden, bu bahar hepimize yeter. Biz düşmana boyun eğmeyen ümmetin çocuklarıyız ki sen o zehre boyun mu eğeceksin? Ver yaralarını annen öpsün. Hüzün seni nereden vurduysa, o yerin rahmet yağmuru olalım. Umudun nerede tükendiyse, o yerde gül diye bitersin. Bize senin dirilişin lazım.”

 

 

 

,“İşte O Mektup!

 

Ey Genç.

Bizim vatanımız ana kucağıydı. Çamurdan atlılar yaptık, tahtadan arabalara yüklerdik Güneş’i. Babalarımızı ceketine sarılıp, yüzünü kalbimize çekecek kadar özledik. Onlar bizden önce giden atlılardı. Onlar, bizden önce içecekleri şehadet şerbeti sırasında babalardı.  Biz kitabını düşmanın hançerinden saklayıp, kalemini Allah'a saklayan çocuklardık. Analarımız bizi uğurlarken, “toprağın karasıyla gel oğul, yeter ki kara haberin gelmesin”  diye ağlayan kadınlardı. Bize, hiranın bir tane lakin ikranın hepimize olduğunu söyleyen, yüzünden serçeler dökülen dedelerimiz vardı. Ev ödevimizi cennetteki dersliğimize bırakıp,  ekmeğimizi kefenlerimize sardık.   Biz, toprağına sadık fidanlar gibi geçiyorduk göğün kursağından. Ve biz gidenin dönmediği Yemen, dönenin bulamadığı Yusuf’lardık. Yerden göğe yağan, cennete gönderilmiş mektuplardık.  Yakıldıkça dağları dağlayan körpe ağıtlardık..  

Ey Genç,

Biz, Sevr Mağarasında peygamberi saklayan güvercinler gibi uçtuk yuvalarımızdan. Biz, şehadetin ilk göz ağrısı, ümmetin son kalesi biz. Kanatlarımızdan annemiz öptü ve annemizin bağından salkım salkım döküldük tane tane şehit olacağımızı bile bile. Serçe parmağımıza kınamız yakıldı hıçkırıklar haykırışa siper, kışlada secdemiz nefer,..  Kulağımıza okunan ezanla yıkamışız geldiğimiz Dünyanın kirini, selamızın okunuşuna şahit oldukça , babalarımızın yatacağı musallayı ısıtıyoruz ayetlerin sağanağında. Biz selası önceden verilen çocuklardık. Biz de son yağmurun vurduğu pencerelerde kızlar sevdik, kalbimiz boyumuzdan büyük atsa da, boyumuzdan büyük ölsek de, toprak attık yüreğimize. Çakıl taşlarını ısıran gecelerin ağzında, küçük lokmalar gibi aşkla ezildik.

 Çünkü vatan vardı, ya boynumuz bir postalın mezarı olacaktı ya da kasketimize işlenmiş hilal, başımızdan önce düşecekti toprağa. Ya secdeye giden çocukluğumuzu tasmalar saracaktı, ya da aslanlar gibi gürleyip düşmanın üzerine tekbirlerle yağacaktık. Azığımız hazırlanmış, annem zırh örmüş bedenimize adı inşirah, adı Kahhar, adı Ya Allah.. Biz gitmişiz, babamızın mektubu gelmiş, babalarımızın helallik istediği o mektupta, anneler ağlamış bizim yerimize bizim yerimize “Helal Olsun” diye haykırmışlar. Bizim yattığımız döşekte ısıtmışlar karlı mektubu. Erimiş “çocuklar nasıl” diye sorduğu sorular.  Anneler ki evlatlarının şehitliğinden emin,o anneler ki açık gözlerimizi meleklerden önce  kapatacak.

Ey Genç.

İşte biz buyuz. İşte düşen kasket, işte topraktan künye. İşte cepheden cennete yolculuğumuz bu bizim . Kalk ve diril. Kara tahtaya vatan yazdığımız tebeşirler mezar taşlarımızda meşale. Bizim başımızı dik tutacak rüzgar sensin, yalanla esme. Biz bayrağın uğruna dalga dalga ölürken, sen hangi heva denizinin dalgasındasın? Bedenin hangi girdabın elinde can çekişmekte.

 Biz, uykularımızı söğüdün dallarına asıp kırpmadığımız gözlerle, Vatanı bekleyen çocuklarsak sen nesin? Biz, düşmanın hain bileğini vatan aşkıyla büküp savaştık da, sen o zehirle savaşamayacak mısın? Biz bu kaleyi her gün delik deşik ettiğin kollarına mı emanet edeceğiz. Sen gençliğine kıyarken biz nasıl dirileceğiz. Ver tutalım ellerinden, bu bahar hepimize yeter. Biz düşmana boyun eğmeyen ümmetin çocuklarıyız ki sen o zehre boyun mu eğeceksin?

 Ver yaralarını annen öpsün. Hüzün seni nereden vurduysa, o yerin rahmet yağmuru olalım. Umudun nerede tükendiyse, o yerde gül diye bitersin. Bize senin dirilişin lazım. Virane yerlerden toplayacağımız cansız bedeninle, bizi yalnız bırakma. Bitiyorsun ama başlayacaksın, annenin kucağına bir evlat ölüsü bırakma. Biz ecdadın dualı dudaklarından dökülmüşüz. Toplar dökmüşüz, kurşunlar alnımızdaki secdeden utanmış, sen de kendi düşmanını utandır! Kendini uyandır seherin olalım. Sen o zehre nefer ol savaş, sana dualarımızla kalkan olalım. Ey Genç, Bitiyorsun ama başlayacaksın..”   

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

4 + 8 = ?

 
haber yazılımı: buki